» üye girişi » FORUM
» Dernek Haberleşme Grubu Üyeliği
   

 
ALTINKAYA RAPORU
Avın yapıldığı şehir : Samsun - Vezirköprü Altınkaya Barajı
Hava ve suyun durumu : Başlangıçta Güneşli ve sıcak, sonra Fırtına ve yağmur
Avda kalınan süre : 11-13 Temmuz 2009 2 gün
Kullanılan ekipman : 4,50 Surf kamışlara bağlı mantarlı takım
Yakalanan avın tür ve boyutları: 5 adet 1,5 - 3 adet 2 kg Yerli Sazan, 1 adet 2 kg Aynalı sazan (Balıkların Tümü iade edildi)

YAPILAN AVIN HİKAYESİ:

Bu avın neresini yazsam ki? Ama sizlerin özellikle uzun rapor yazanların raporlarını okumaktan çok keyif aldığımdan ben de uzun uzun yazayım dedim.

Baştan bildireyim ki bu av ya da macera diyelim; benim bu güne kadar atlattığım en büyük ölüm tehlikesini de içinde barındıran bir macera olarak çok fazla ders ve tecrübe içeriyor.

Bu av 1 ay öncesinden planlandı ve 10 temmuz akşam yola çıkış ve 13 Temmuz akşam dönüş olarak tarihlendi. Ekip Ben, Abdullah ve oğlu Muzaffer olarak 3 kişiden oluşturuldu. Arabanın arka koltuktaki 2 kişilik yer de eşya için kullanıldığından zaten daha kalabalık olmamıza imkan yoktu.

Avdan 2 gün önceye kadar herşey yolunda gidiyordu. DSİ 7.bölge müdürlüğü Altınkaya baraj işletmesini arayıp Engin bey'den baraj kodunu sordum.
184,59 metrelik kodu öğrenince küçük çapta ilk şoku yaşadım.. Zira baraja 5 senedir gidiyorum ve 170 metre üzerini hiç görmedim. Geçen sene ise 166 metre idi. Öğrendiğim seviye suyun dikeyde 18,5 metre, 30 derece eğimdeki kıyılarda ise x/sin(30) dan 37 metre yükseldiği anlamına geliyordu!! Bu durumda su kıyıdaki ormanlık alana kadar yükselmiş demekti. Yani otluk ve kene riski taşıyan yerlere. Ancak iyi bir yönü de vardı zira su düştükçe artan ilişken riski tamamen ortadan kalkmış olmalıydı.

Hareketten 1 gün öncesinde ise Adapazarı ekiplerinden biri beni barajdan aradı. Emek verdiğim bir arkadaş olduğu için beni özellikle bilgilendirmek için aramıştı. Dediği aynen şu şekildeydi "Abi keneden duramıyoruz toplanıp geleceğiz. Kireç, kene kovucu vs hiçbirşey fayda etmiyor. Düşünüyorsan sakın gelme....

Tabi balık sevdası bunu dinler mi, hemen orada olduğunu bildiğim başka bir ekibin başındaki Mustafayı aradım. O da "Abi kene falan yok iri balık var 2 tane 7 kg'lik ve 7-8 tane 2-3 kg arası balık var burası çok güzel dedi.



Tabi iyi olan rapora itibar ederek Cuma akşam yola çıktık. Kene tedbiri olarak her seneki gibi kene kovucu spreyleri çantalara ilave ettik ama bu sefer 1 adet de fazladan aldık.

11 sabahı 03.00 da Vezirköprü Türkmen Şahinkayasında su başındaydık. Hemen botu şişirip eşyayı doldurup şafak sökerken motoru çalıştırdık. Hava raporlarında sağnak beklendiği için ve bu sağanak batıya doğru yoğunluk artıracağından doğu tarafına yöneldik. Ancak su çok yükselmişti ve bir türlü uygun kamp yeri bulamadık. Bulduğumuz yerler çok otlu veya çok dik olunca sürekli doğuya gittik. Sonuç olarak uygunca bir yeri zar zor bulduk. Hem nisbeten az otluk, hem yataya yakın düzlük hem de balık olabilecek bir mekandı. Ancak bu yer Aracımızı bıraktığımız noktadan 20 km uzaklıkta idi. Botumuz full eşya olunca en fazla 12 km hız yapabiliyor. Bu da arabaya 2 saate yakın bir uzaklık demek. Biz eskiden en fazla 1 saat tuttuğumuz arabaya uzaklık sınırını oldukça aşmış olduk.

Oraya vardığımızda biraz yolda oyalandığımızdan saat 7 idi. Hemen birer olta savurup yemleme yaptık. Ardından Kamp düzenini kurduk. Geniş bir gölgelik, Masa sandalye mutfak bölümü, buzluk vs güzelce yerleştik. Ardından pastırmalı yumurta, peynir, halis zeytinyağı ve taze kekikten oluşan kahvaltıya geçtik. Sağda solda atlayan sazanları izleyerek karnımızı doyurduk. Daha baraja geldiğimiz anda herkesin paçalarını çorap içine aldırdığımdan güneş yükseldikçe içimizden şort giymek gelse de kimseye izin vermedim. O ana kadar tek sıkıntımız buydu.



Sonra olta başına geçtik. Bulunduğumuz yer bir tarafı rüzgar alan diğer tarafı almayan bir burun idi. Rüzgar almayan taraf Murphy kanunları geregi balık için pek müsait olmasa da oraya yerleştik. Kısa süre sonra benim yeni aldığım ve ilk defa o gün suya kavuşan Evolution Surf kamışa bağlı mantar gözden kayboldu. Tasmaladıktan sonra balığın çok büyük olmadığını hissettim ve kaybetme riskine girmek pahasına ilişken durumunu test etmek için biraz gezmesine izin verdim. Tahmin ettiğim gibi su yükselince ilişkenler bizen 40 - 50 metre uzakta kalmış zira balık hiçbir yere saramadı misinayı. Kepçeleyip aldık. Tam 2 kg geldi. İlk balık bırakılmaz hesabı bunu Livara koyduk.
Daha sonra balık tamamen durdu. Ben de genç delikanlı Muzafferin daha önce yarım kg üzeri balık tutmamış olduğunu bildiğimden ona "rüzgar şu an çok hafif gel sana iri bir sazan yakalatayım dedim. Oltalarımızı alıp burnun rüzgaraltı olan ama çok daha verimli bir balık yatağı olan kısmına geçtik. Muzaffer oltasını hemen gönderdi suya... Biraz yakına düşünce çekmek istedi ben de boşver güneş yükseldi sazan kıyıdadır hiç oynatma dedim ama lafımı tamamlayamadan mantar dikildi. Büyük balığın tipik yaptığı şekilde 1 dakikadan fazla yemle oynadı oltanın ucundaki. Derken ağır ağır gömüldü ve gözden kayboldu. Muzaffer balığı tasmaladığı anda 0,43 siglon misina bağlı oltanın sağlamlığı sayesinde balık da Muzafferi tasmaladı. Daha makaranın kolunu yarım tur döndürdüğü gibi makaranın mili kırıldı. Tabi hemen oltayı bana verdi. Olayın kahramanları kırık bir makara ve dev bir balık olunca kontrolsüz güç güç değildir ama belki birşey olur diye elimde U olmuş kamışla yamaca geri geri tırmanmaya başladım. Tabii ki kol gücüyle zorlamaktan başka çare olmayınca kaçırdım ve balık iğnemizle birlikte gitti.

Sonrasında birkaç adet 1,5 kg lik sazan aldık ve rüzgar şiddetini artırınca gecenin de uykusuzluğu ile şezlonglara uzanıp gölgeliğin altında oturduk. Akşama doğru Patlıcan salata, tavuk ızgara ve közlenmiş biberden oluşan mükellef bir sofra hazırladık ve yemeğin ardından birer çay patlatıp çadıra çekildik.. Deliksiz bir uykunun ardından saat 06 civarı kahvaltı ve derken olta başı yaptık. ilk oltayı attım ve 2. ye yem takarken ilki suya gidiverdi. Hemen tasmalayıp 2 kglik bir sazanı livara ekledik. Bunları daha sonra tek tek fotoğraflayıp iade etme, belki 1 adedini öğlende sofraya koyma niyetinde idik.





Oltamı tekrar atarken Abdullah alarmı verdi.. Ama alarm kene alarmı idi. Paçalar kapalı olunca içeri giremeyen kene pantolona tırmanıp bel kısmı civarında yakayı ele vermişti. Hemen el sürmeden kerpetenle cehenneme gönderdik. Sonra kerpeteni çakmakla ısıtıp dezenfekte ettik. Etine yapışmasa da Abdullahı ve beni germeye yeten bu keneden sonra daha dikkat etmeye başladık zira üzerimize kene kovucu sıktığımız, ayaklıklı şezlongda yere temas etmeden oturuyorken kenenin gelebilmesi sinirimizi bozmuştu.
1-2 saat sonra balık tamamen durup rüzgar artınca, ileride beğendiğimiz rüzgar almayan bir koya gidip orada avlanmaya karar verdik. Çay şeker, olta takımları çerez ve biraz yiyecek yüklü botla bahsettiğim koya geldik. Tamamen çam ağaçları ile kaplı kıyıda güzel ama biraz dar bir yerde kıyıladık. Oltaları suya gönderdikten sonra çayı demliyorduk ki Muzaffer de kene alarmı verdi. Aynı Abdullahtaki noktada keneyi yakalayıp öldürdük. Ama henüz yeni gelmişken bu olay olunca tedirgin olduk. Yanımızda getirdiğimiz geniş bir beyaz brandayı yere serip üzerine kene kovucu permetrin sıktık. Hem de nasıl sıkmak ıstattık desek yeridir. Biraz sonra gelen bir aynalı sazan neşemizi yerine getirse de kene kovucu ile yıkanmış branda üzerinde keneler cirit atmaya başladılar.. Bu o kadar canımızı sıktı ki hemen toparlandık. Kampı da söküp gitmeye karar verdik zira inanın hiçbir tadı kalmıyor kampın ve sinir hastası oluyorsunuz. cildinizdeki her kıpırtı sizi paniğe sevk ediyor.

Ani kararla kamp yerine dönüp ağır ağır hazırlanmaya başladık. Ama ileride beliren kara bulutlar hızlanmamıza sebep oldu. Balıkarı iade ederken aceleden foto çekemedik. Herşeyi söküp paketleyip bota yüklediğimizde kötü hava iyice yaklaşmıştı. Saat 7.30 civarı idi bota bindik. Binmek zorundaydık zira çadırımız söküp bota koymuştuk ve rüzgar çadırı bir daha kurmamıza müsade edecek gibi değildi ama gidiş istikametinde tam arkadan estiğinden tehlike yaratmıyordu. Beni tek düşündüren uzaktan gelen gök gürlemeleri idi. Suda 5-10 dk gittikten sonra hava öyle bir patladı ki çevreye düşen yıldırımlar yüzünden geçici körlük ve sağırlık yaşamaya başladık. Bunu tahmin ettiğim için kıyıya sıfır gidiyordum. Hemen çukur bir noktada kıyıladık ve hazırladığımız bir brandayı alıp tepeliğin hemen altında en alçak noktaya çömeldik. Hava gittikçe beter oldu ve o sırada havanın iyi olduğu bir yerde olan annem annelik hissi ile telefon etti. "Oğlum seninle ilgili içimde bir sıkıntı var iyi misin?" deyince "harikayım ben seni arayayım dedim ve kapattım ona gerçeği söyleyemezdim. Ama o ana kadar korkmasam da o telefon beni ciddi korkuttu. Böyle bir tesafdüf olamasına imkan yoktu mutlaka kötü durumdaydık ve annem bunu anında hissetmişti. O anda gündüz beni arayan Tuncayı aradım ve durumdan bahsettim. Sadece haberi olsun ve haber alamaz ise birilerine bildirsin diye... neticede peşimize düşecek bir derneğimiz var öyle değil mi
2 saat civarı orada kaldık ama ne kalmak. Brandayı üstümüze alsak yerden kene gelecek, altımıza alsak yağmur var.. Biz de yarısını altımıza yarısını sırtımıza alıp beklemeye başladık. Daha sonra (reklam olacak ama hayatımızı kurtardı) iphone ile google earth ve GPS üzerinden tam noktamızı belirledim. Derken meteorolojinin web sitesine girip radarın google earth ile birleşik verdiği görüntüyü aldım.. 10 dakikada bir güncellenen görüntü sayesinde üzerimizden geçen ve geçecek tüm kötü hava dalgalarını tespit ettim. Bulduğumuz her iyi 10-15 dakikalık durgunluğa gönül rahatlığı ile güvenip, kötü hava tekrar gelmeden ulaşabileceğim güvenli yeri de tespit edip etapları belirledim. Zifiri karanlıkta google earth - GPS - meteoroloji radarı birleşimi tekniği ile parça parça yol aldık. Ancak bir keresinde suyun ortasındaki bir ağa motoru sardırınca kıyıya varamadan kötü hava dalgasına girdik. Çok yakınımızdaki bir kayaya yıldırım düştü. O anda çok korktuk.. Sonra vardığımız bir etap durağında telefon çekmediğinden radar bilgisi alamadık. Ama kıyıdan kıyıdan yavaş yavaş gidip çeken bir nokta bulduk. Aslında bu tip havalarda kıyılar dik yamaç olunca ve kıyıya sıfır gidince tehlike azalıyor. ancak kıyıyı yakından takip edince mesafe koylar yüzünden çok artacağından bazen mecburen kıyıdan uzaklaşmak durumunda kalınıyor. Sonrasında çok zor bir noktaya geldik.. Çünkü geçmek zorunda olduğumuz ve 20 dakika sürecek bir açıklık vardı. Radardan takip edip uygun anda çıktık. Çok şükür isabet almadan açıklık geçildi.. Bu andan sonra 1 kere kötü hava molası verdik ve hava düzelmeye başladı. Saat 00.30 gibi arabamıza ulaştık. 7.30, 00.30 5 saatimizin suda geçtiğini ve bu yıldırımlı havada bu 5 saatin çok kötü geçtiğini paylaşmak isterim. Ciddi korktuk ve karanlıkta böyle bir barajda , böyle bir havada bu macerayı yaşadığımızı ailemiz bilse bizi bir daha gönül rızası ile balığa göndermezler. Balıkta çok macera yaşadım ama böylesini ilk defa yaşıyorum. Tuncay kıyıya varana kadar ara ara telefon edip bilgi aldı. Onun telefonları gerçekten bize moral verdi zira durumumuzu ailemizle veya ailemize duyuracak birileri ile paylaşmak istemedik. Rastgele der ailesi ile paylaşmak yeter dedik.
Bundan sonrası ise rutin kamp dönüşü oldu ama yolda 3 kere uyku molası verdik zira acaip yorulmuşuz ve işimiz bitmiş. Kene korkusu, arkasından kötü havada suda yolculuk hepsi üst üste geldi ve çok efor sarfettik.. Şimdi çok şükür sağ salim evimizdeyiz.

Bu maceradan çıkarılacak çok ders var. Ben ilk olarak bir daha kamp yerini arabamdan bu kadar uzağa kurmayacağım.. Bunu bir daha asla yapmam.
Kene tehlikesi geçene ya da su tekrar otluk ve ormanlık bölgelerden uzaklaşana kadar Altınkayaya gitmeyeceğim. Oranın yerlileri Temmuzda artan kenenin Ağustos ortasında azaldığını söylüyor ama çok güvendiğim kişilerden bu bilgi gelmezse bu sene gitmem.. Bakalım gelecek günlerde ne tür bilgilere ulaşacağız.
Bir ders de ekipman ile ilgili. Google earth tipi bir harita üzerinde konum veren GPS ve internet bağlantısı balıkta hayatımızı kurtardı ya da daha az riske atmamızı sağladı. Bu tarz ekipman olmadan da böyle bir sefere çıkmamak lazım.

Neticede macerayı uzun uzun anlattım. İnşallah kimse bu kadar yoğununu yaşamaz.

Mehmet AKYÜREK 14.07.2009

Tarih: 31/12/2009
 

RASTGELE-DER'İN KURULDUĞU 2002 YILINDAN BU YANA AMATÖR BALIKÇILIK İLE İLGİLİ MEVZUATTA NELERİN DEĞİŞİMİNİ, GELİŞİMİNİ SAĞLAYABİLDİK?
Bilindiği üzere Derneğimiz RASTGELE-DER'in Tüzüğünün amaç maddesinde yer alan "amatör balık avcılığını düzenleyen kanun ve yönetmelikler çık...
Bu yazının devamını okuyun »
KENE Mİ TEHLİKELİ, YOKSA ÇENE Mİ?
Her sene bir kere, nadiren iki kere fırsat bulduğumuz bir maceramız var. Bu macera 3-4 günlüğüne Kızılırmak üzerindeki Altınkaya barajında b...
Bu yazının devamını okuyun »
DOSTLARLA AVLANMAK
Dostluk kavramı herkes gibi benim için de çok değerli bir kavramdır. Bu zamanda dost bulmak tabiri caizse samanlıkta iğne aramaya benzer.
Bu yazının devamını okuyun »
EŞİM NASIL BALIKÇI OLDU?

Çoğu erkek eşi balık avına çıkmadığı için bu güzel zevkten mahrum kalıyor.Ben bu konuda çok şanslıyım, her zaman eşimle be...
Bu yazının devamını okuyun »
URAL NEHRİNDE AV

Bu yazımda Ural Nehri’nden bahsedeceğim. Ural Dağları’nın eteklerinden uzanarak, binlerce kilometre yol alıp, ...
Bu yazının devamını okuyun »
TÜM KÖŞE YAZILARINI LİSTELE

Hava Durumu

Ay Durumu


Rastgele-Der Marşı

Site içerisinde online olan kullanıcılar (1 kişi)
Tarık Ersal,
Ana Sayfa | Derneğimiz Hakkında | Üyelik Formu | İletişim

Bu sayfalar, amatör olta balıkçılığını sevdirmek ve sürdürülebilir balık avcılığına
katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
Sayfa içinde gördüğünüz aksaklıkları, sayfa@rastgele.org 'a bildiriniz.
ÜYELİK, SPONSORLUK,REKLAM VE HER TÜRLÜ SORULARINIZ İÇİN
DERNEK İLETİŞİM
rastgeleder@rastgele.org
Tüm Hakkı Saklıdır. 2008 RASTGELE-DER

hit counter
Rastgele-Der

Tasarım ve Programlama www.Hosthane.com