» üye girişi » FORUM
» Dernek Haberleşme Grubu Üyeliği
   

 
ALABALIK AVINDA KABAK KEMANİ ÇALGICISI NECİP ÇAVUŞ
Avın yapıldığı şehir : Antalya
Hava ve suyun durumu : Hava Kapalı, su bulanık
Avda kalınan süre : 01.04.2008 3 Saat
Kullanılan ekipman : Spinning Kamış ve mepps
Yakalanan avın tür ve boyutları: Yok

YAPILAN AVIN HİKAYESİ:

Son iki sezondur, 2006-2007 yıllarında istediğim, özlediğim gibi bir Alabalık avı yapamamış olmanın eksikliği içimde, bir hafta izin alıp geldim memlekete.
Ailemle giderdiğim hasret rüzarları dinince, konsantre oldum derelere, yine izinli geldiğim Ocak 2008 de keşif amaçlı yaptığım iki seferden sonra “keşfetmek için bakmak” daha bir hoşuma gider oldu ya, Aldım haritaları önüme, bir yandan nette bilgi araştıyorum, bir yandan da dağların arasından geçen mavi çizgilere takılıyorum.
Burak abi ile yaptığımız bir iki görüşmeden sonra, hedefi kestirdim gözüme.

1 Nisan, sezonun açıldığı gün imkan buluyorum keşfetmek için ilk kez, kaçırmak istemiyorum.

Sabah erken saatte önce hanımı işyerine bırakmak lazım, sonra kızı okula bırakmam gerekecek, öğlen kızı okuldan almayı unutmamalıyım. Öğlen oldu, akşama ne kaldı derken, yakınlarda bir dereyi keşfetmem, birincil şartımız. Hedef haritada göz kırpıyor, en yakın yer benim “buraya gel” diyor. Görevlerimizi yerine getirdik, öğlen saat 13:05 te apartmanın garajından dizginlemez bir hevesle yola çıktım yola.



Başı Dumanlı Dağlar



Büyükçe bir beldeden geçip, beldeyi arkamda bırakıp önüme çıkan iki köyü aşıp hedef suya ulaşmam gerek, harita öyle söylüyor, kilometreler yakın aşağı yukarı 30-40 km. Diye hesaplıyorum. 10 dakika sonra hedef beldeye ulaştığımda, “doğru karar aferin yol düşündüğünden kısa sürecek, hem asfalt ve zorlayıcı bir güzergah değil, keşke Nilsu yu da yanıma alsaydım” diye geçiriyorum içimden. Yolda hedef köyleri sorma ihtiyacı duyup, bir marketin önünde duruyorum “abi, burayı çıkınca 10 km kadar gideceksin, sonra önüne bir köprü çıkacak sağa, sola birde sola doğru hafif kıvrılarak giden üç yoldan sola hafif kıvrılana gideceksin, yol asfalt ve temiz ” diye anlatıyor. 10 km gidiyorum, yol güzel, yol asfalt, keyif gıcır. Köprü falan görmedim, acaba geçtim mi falan derken, gözlemeciler, marketler, hediyelik eşya satan dükkanlarla dolu pazar yeri gibi bir yere vardım. Jandarma en güvenilir bilgi kaynağım, onlarada bir sorayım rahat edeyim iyicene, “direk git bu yoldan bir tarafa dönme” diye aldığım cevap yetiyor bana, ama aklımda hala bir soru var köprü nerde?







Son yerleşimden çıktığım anda anlıyorum ki, yol düşündüğüm kadar kolay geçmeyecek, dağlara tırmanmaya başlayan yol, daralıp bozulmaya başlıyor. Keskin virajlar ve yer yer asfaltın eridiği zemin, havadaki kara bulutlarla birleşince, tereddüte düşüyorum, ama devam edeceğim. “Sen ne dağlara, derelere gittin tek başına buralarmı seni korkutacak” diyerek kendi kendime verdiğim gazla, arabayı vuruyorum dağlara. Karlı zirveler elimle uzanacakmış gibi yakın geliyor, arkamda önümde öyle bir panaroma var ki, sanki dağların arasında kaybolmuş gibiyim. Yoldan gelip geçende pek yok. 20 dk süren doğayla yalnızlıktan sonra, büyükçe bir köye giriyorum. İlk gördüğüm amcaya hedef köyü sorduğumda “oooo, burası ..... köyü sen epey gelmişsin, 10 km geride kaldı senin köye giden yol, sen niye o köye gidiyorsun hayırdır” diye soruyor, anlatıyorum kısaca meramımı anladığında, “o zaman sen heççç geri getme, burdan bas direk get, 10 km sonra ufak bir köye varacan, o köyü çıkınca mezarlıktan sağa doğru U dönüşü gibi birşey var, bir U çizip dağa doğru giden yola sapacan o yol seni dereye götürür”. Kafam allak bullak, amcanın söylediği köy isimlerinin hiçbiri elimdeki haritada yok, geçtiğim geçeceğim köyler elimdeki haritalarda yer almıyor. Amcaya güvenip devam ediyorum yoluma. Yol iyice bozuldu, asfalt yerini çakıllı bir zemine terk etmiş belli, ya da asfalt bu topraklarla hiç kavuşamamış. 15 dk sonra ulaştığım ilk köyde, canlı alabalık yazılı tabelaya yakın durup, girdim bahçeye. İn-cin top oynuyor, aynı bahçe içinde birkaç küçük alabalık havuzu var, camide aynı bahçe içinde. Seslenmeme bir amca çıkıp alelacele tarif ediyor yolu, kulağından cep telefonunu ayırmadan. Mezarlığı geçip sapağa geldimi haritalardaki köy isimlerini ve kilometreleri görünce tabelada içim rahatlıyor. Ama yağmur yağarsa ben bu yollardan nasıl dönerim korkusu yakamı henüz bırakmış değil.



Necip Çavuş


Hedeften önce ki son köyü çıkarken, yol kenarında yaşlı bir amca el ediyor, alıyorum yanıma. Konuşmaya başlıyoruz, bozulmamış doğanın, bozulmamış dağların, bozulmamış insanı. Ben diyor “Kabak Kemani Çalgıcısı Necip Çavuş”, 2 oğluda çalgıcı olmuş, birlikte düğünlerde çalarlarmış, şehirde düğün olduğu zaman oğlanları telefon edermiş, 77 yaşındaki Necip Çavuş ta, 50 km lik ama bu zorlu yolu ne araç olsa bulur, gider gelirmiş. Anlayınca meramımızı “bak gari Allah ın işine, sen benim adamımsın, bende Alabalık avlarım, biz mercan deriz burda diyiverem sana, geçen benim oğlan varıvemiş serpmeynen, 12 dene alıvemişte gemiş” dedi, bende film koptu. Ne yolların durumu, ne yağmur korkusu kaldı. Serpme olmaz, olta ile avlamak gerek, hem yasak daha bugün bitti, limitler var, sirküler var diye bildiğimizi anlattık, Necip Çavuşa. “konuklar gedimi uzaktan o zaman ikram etmek için dutarız serpmeynen, yoksam ben solucan yemli gancaynan avlanırım hep, dur bakem sen şu cınarın altında, ben eve varıp gelem, sende şurayı dön çardak var, onun yanında beni durakoy” dedi indi. Döndüm yolu, kıvrıldım çardağın yanına, yukarda bir ev, koyun sürüleri, keçiler, bahçeler, film seti gibi bir yer. 5 dk sonra geldi. Yağmurluğunu giymiş. 2 km kadar gittik, vadiye inince, arabayı bir güzel parkettirdi. Deremiz burdan akarmış, yukarıda 8 metrelik çağıl varmış, mercan ordan çıkamaz, burdan aşağı avlanıvecemişiz, karasuya değin inip ordan gelecekmişiz. Aldık malzemeleri arabadan, ben hazırlandım. İniyoruz dere başına, “2 hafta öncem, depedeki köyden burda biri var onu ihbar edivemisler candarmaya, 50 kg balıkla yakalanıvemiş deyyus, kilosunu 26 milyondan satarmış, gazinolara, restoranlara” diye, anlattığı dereye vardık, yoldan 200 metre sonra.



Suyu gördüm, hayalkırıklığı yaşamadım desem olmaz. Düşündüğümden ufak bir su, önceki birkaç gün boyunca ufak ufak atıştıran yağmur suyu biraz bulandırmış, ama av yapılabilecek gibi gözüküyor. Bir olta Necip çavuşa, bir tane kendime hazırladım, adamcağız ilk kez eline böyle bir alet almış, birkaç atış yapıp gösterdim taktiği, ama o kolayına nasıl gelirse öyle sallamaya başladı oltayı, bende aldım başımı vurdum tek başıma aşağılara. Öyle güzel havuzlar, aynalar var, her atışta bu sefer alırım diye, kalbim küt küt atıyor. Ora olmuyor, biraz daha biraz daha ileri derken, Necip çavuşla arayı baya açtığımı anlayıp, iyi yerlerde daha çok zorluyorum şansımı. Dere kenarındaki ayak izleri yaban hayatın oldukça renkli olduğunun kanıtı. Tedirgin olmamak elde değil. Parkur oldukça dik ve zorlu. 10 dk sonra yakaladı beni Necip çavuş, bir tane 13-14 cm alırken sudan kurtulmuş, başka yok. Daha inmek lazım karasuya kavuşmak lazımmış, ama benim zamanım yok. 1 saat kadar daha şansımı denedim, bir kere bir tanesini kaçarken suyun içinde görmek nasip oldu. Kısmet değilmiş diyerek dönüşe geçtik. Yolda epey sohbet ettik, ahbap olduk, Dereye indiğimiz yerde bir başkası ile karşılaştık aynı köyden, ağaç dalından kamışı, kurşunlu solucanla yemli takımı, sezonu açmaya gelmiş, bizde yok balık, oda alamamış henüz, erken diyor daha varmış zamanı. Geçen sene çok balık dutmuşlar, ama bu sene öyle verimli olurmu bilmiyorlarmış.



Kabak Kemani Çalgıcısı Necip Çavuş, “yaza bekliyorum mutlak, sen ne zaman arasan ben seni beklerim, yatılıda gelirsin daha güzel av yaparız, karasuya ineriz ordan yukarı avlanıvererek geliriz” diyerek, ev telefonunu yazdırdı, aldı aldı cep telefonumu kontrol etti doğru yazmışmıyım numarayı. Öyle vedalaştık. 77 yaşında adam 2 saat harcadı bizim için, düğünlere gidiyor bu yaşında evini geçindirmek derdine, birkaç kuruş harçlık vermemek ayıp olur dedim, verdiğim paranın üstünü iade ederken bana, anladım. Dün gece düğünde çalmış, verdiği paralar hep dörde katlanmış 5 Ytl lik banknotlardı...

Onur Akçay (01-04-2008)



Tarih: 19/12/2008
 

RASTGELE-DER'İN KURULDUĞU 2002 YILINDAN BU YANA AMATÖR BALIKÇILIK İLE İLGİLİ MEVZUATTA NELERİN DEĞİŞİMİNİ, GELİŞİMİNİ SAĞLAYABİLDİK?
Bilindiği üzere Derneğimiz RASTGELE-DER'in Tüzüğünün amaç maddesinde yer alan "amatör balık avcılığını düzenleyen kanun ve yönetmelikler çık...
Bu yazının devamını okuyun »
KENE Mİ TEHLİKELİ, YOKSA ÇENE Mİ?
Her sene bir kere, nadiren iki kere fırsat bulduğumuz bir maceramız var. Bu macera 3-4 günlüğüne Kızılırmak üzerindeki Altınkaya barajında b...
Bu yazının devamını okuyun »
DOSTLARLA AVLANMAK
Dostluk kavramı herkes gibi benim için de çok değerli bir kavramdır. Bu zamanda dost bulmak tabiri caizse samanlıkta iğne aramaya benzer.
Bu yazının devamını okuyun »
EŞİM NASIL BALIKÇI OLDU?

Çoğu erkek eşi balık avına çıkmadığı için bu güzel zevkten mahrum kalıyor.Ben bu konuda çok şanslıyım, her zaman eşimle be...
Bu yazının devamını okuyun »
URAL NEHRİNDE AV

Bu yazımda Ural Nehri’nden bahsedeceğim. Ural Dağları’nın eteklerinden uzanarak, binlerce kilometre yol alıp, ...
Bu yazının devamını okuyun »
TÜM KÖŞE YAZILARINI LİSTELE

Hava Durumu

Ay Durumu


Rastgele-Der Marşı

Site içerisinde online olan kullanıcılar (1 kişi)
Tarık Ersal,
Ana Sayfa | Derneğimiz Hakkında | Üyelik Formu | İletişim

Bu sayfalar, amatör olta balıkçılığını sevdirmek ve sürdürülebilir balık avcılığına
katkı sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.
Sayfa içinde gördüğünüz aksaklıkları, sayfa@rastgele.org 'a bildiriniz.
ÜYELİK, SPONSORLUK,REKLAM VE HER TÜRLÜ SORULARINIZ İÇİN
DERNEK İLETİŞİM
rastgeleder@rastgele.org
Tüm Hakkı Saklıdır. 2008 RASTGELE-DER

hit counter
Rastgele-Der

Tasarım ve Programlama www.Hosthane.com